Deniz
New member
Dağlama ve scarification tartışılırken ırk meselesini göz ardı etmek de mümkün değil. Özellikle Afrika toplumları söz konusu olduğunda Batılı sömürgeci anlatılar, yerel beden pratiklerini çoğu zaman “uygarlık” karşıtı davranışlar olarak sınıflandırdı.
Burada iki uç yaklaşım da problemli.
Birincisi, bütün geleneksel uygulamaları romantikleştirmek.
İkincisi ise Afrika'daki veya başka bölgelerdeki beden pratiklerini yalnızca “vahşilik” olarak görmek.
Tarih araştırmaları, kimliklerin ve “kabile” kategorilerinin bile sömürge döneminde yeniden tanımlanabildiğini gösteriyor. Paul Nugent'ın Batı Afrika üzerine çalışması, sömürge yönetimlerinin daha önce değişken ve karmaşık olan topluluk kimliklerini sabit ve doğal kategoriler olarak sunmasındaki rolünü tartışıyor.
Bu nedenle bugün bir topluluğun beden işaretlerine baktığımızda “Bu insanların kültürü böyle” demek yerine “Bu kimlik hangi tarihsel süreçlerde oluştu ve bu işaret ne zaman, kim tarafından, hangi anlamla yorumlandı?” sorusunu sormak daha sağlıklı.
Üstelik bedenin ırksallaştırılması yalnızca geçmişe ait bir mesele değil. Sömürge döneminde Avrupa tıbbı ve yönetim sistemleri, Afrikalı bedenlerini farklı biçimlerde sınıflandırdı ve kontrol etti. Tarihçi Florence Bernault'nun çalışması, sömürgecilik döneminde bedenin siyasi güç, toplumsal düzen ve sömürge iktidarıyla nasıl ilişkilendirildiğini gösteriyor.
Sınıf meselesi: Aynı tercih herkes için gerçekten aynı mı?
Bir başka önemli boyut sınıf.
Bugün beden modifikasyonlarını yalnızca “kişisel özgürlük” olarak görmek cazip gelebilir. Fakat kişinin ekonomik ve sosyal konumu, bedenine ilişkin tercihlerini ve bu tercihin sonuçlarını etkileyebilir.
Varlıklı bir kişinin yaptığı sıra dışı beden modifikasyonu “özgünlük” veya “sanatsal ifade” olarak görülürken, yoksul veya marjinalleştirilmiş bir kişinin bedenindeki izler “bakımsızlık”, “tehlikelilik” veya “uygunsuzluk” şeklinde yorumlanabilir.
Bu durum, bedenin kendisinden çok onu değerlendiren toplum hakkında bir şey söyler.
Tarihsel olarak da beden işaretleri sınıf ve güç ilişkilerinden bağımsız değildi. Bazı örneklerde işaretler topluluğa aidiyet sağlayabilirken, bazı durumlarda köleleştirilmiş insanların bedenlerini kontrol etmenin aracı olmuştur. Bu nedenle aynı fiziksel iz, farklı sosyal konumlarda yaşayan insanlar için tamamen farklı anlamlar taşıyabilir.
Sierra Leone'nin tarihine ilişkin sosyal tarih araştırmaları da sömürge toplumlarında ekonomik statü, meslek ve grup aidiyeti arasındaki ilişkilerin karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
Gelenek mi, baskı mı, özgür seçim mi?
Bence tartışmanın en zor noktası burada.
Bir uygulamanın geleneksel olması onu otomatik olarak doğru yapmaz. Fakat geleneksel olması onu otomatik olarak anlamsız da yapmaz.
Özgür seçim ile sosyal baskı arasında da her zaman kalın bir çizgi bulunmaz. İnsanlar kararlarını ailelerinden, arkadaşlarından, dini çevrelerinden, ekonomik koşullarından ve toplumdaki kabul ölçütlerinden bağımsız olarak vermezler.
Örneğin bir kişi “Ben bunu kendim istiyorum” diyebilir ve gerçekten de bunu kendi kimliğinin bir parçası olarak görebilir. Buna saygı duymak gerekir. Fakat çocukların veya karar verme kapasitesi olmayan kişilerin bedenlerine geri dönüşü zor zararların uygulanması aynı şekilde “kişisel tercih” olarak değerlendirilemez.
Buradaki temel soru belki de şudur:
Bir beden üzerinde yapılan uygulamanın gerçekten özgür bir tercih olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Dağlama konusunda bugün ne yapılmalı?
Öncelikle romantikleştirmeden ve şeytanlaştırmadan konuşmak gerekiyor.
Tarihsel dağlama uygulamalarını araştırmak isteyenler için antropoloji, tarih ve toplumsal cinsiyet çalışmaları önemli kaynaklar sunuyor. Günümüzde beden modifikasyonu düşünülüyorsa ise kişinin kendi bedenini bilinçli biçimde değerlendirmesi, geri dönüşsüz sonuçları hesaba katması ve özellikle yanık, enfeksiyon ve kalıcı yara izi gibi tıbbi riskleri küçümsememesi gerekiyor.
Evde ateş, kesici alet veya doğaçlama yöntemlerle dağlama yapılması güvenli bir “kendin yap” projesi değildir. Bedende kalıcı hasar oluşturabilecek uygulamalarda internetten alınan teknik tariflere güvenmek yerine sağlık açısından güvenilir profesyonel danışmanlık almak çok daha doğru bir yaklaşım olur.
Forum için asıl tartışma burada başlıyor
Dağlama hakkında konuşurken aslında bedenin kime ait olduğunu, toplumun bireyin bedeni üzerinde ne kadar söz sahibi olması gerektiğini ve “gelenek” dediğimiz şeyin nasıl oluştuğunu tartışıyoruz.
Sizce bir beden işaretini kültürel kimlik olarak görmek ile [i>toplumsal baskının sonucu olarak görmek arasında nasıl ayrım yapılabilir?
Bir kadın, çevresindeki sosyal beklentilerden etkilenerek aldığı bir kararı yine de tamamen kendi kararı olarak değerlendirebilir mi?
Erkeklerin bu tür toplumsal normların değiştirilmesindeki sorumluluğu sizce nerede başlamalı?
Irk ve sömürgecilik geçmişinin, Afrika ve diğer toplumların beden pratiklerine bugün nasıl baktığımızı etkilediğini düşünüyor musunuz?
Aynı bedensel iz, farklı ekonomik sınıflardan insanlarda neden farklı biçimde değerlendiriliyor?
Ve belki de en temel soru: Bir geleneği eleştirirken o geleneğin içindeki insanları küçümsemeden bunu nasıl başarabiliriz?
Bence dağlama tartışmasını değerli kılan tam olarak bu sorular. Çünkü konu yalnızca deride kalan bir iz değil; kimlik, güç, cinsiyet, sınıf, ırk, tarih ve kişinin kendi bedeni üzerindeki söz hakkıyla ilgili.
Kaynaklar ve deneyim notu
Bu yazıda kişisel dağlama deneyimi aktarılmamıştır; böyle bir deneyimim yok. Değerlendirme, özellikle UNICEF'in kadın sünneti ve sosyal normlar konusundaki araştırmaları ile Cambridge University Press tarafından yayımlanan tarih ve antropoloji çalışmalarına dayanmaktadır. Kaynaklarda yer alan tarihsel örnekler belirli topluluklara ve dönemlere aittir; bunların bütün kadınlara, erkeklere, Afrikalılara veya herhangi bir sosyal sınıfa genellenmesi doğru değildir.
Kaynaklar: UNICEF Data ve UNICEF'in sosyal normlar araştırmaları; Olatunji Ojo, “Beyond Diversity: Women, Scarification, and Yoruba Identity”, History in Africa; Florence Bernault, “Body, Power and Sacrifice in Equatorial Africa”, The Journal of African History; Emery M. Kalema, “Scars, Marked Bodies, and Suffering: The Mulele ‘Rebellion’ in Postcolonial Congo”, The Journal of African History; Paul Nugent, “Putting the History Back into Ethnicity”, Comparative Studies in Society and History.
Kaynakları metinle tek tek eşleştir
“Dağlama” ile “skarifikasyon”u net ayır
Burada iki uç yaklaşım da problemli.
Birincisi, bütün geleneksel uygulamaları romantikleştirmek.
İkincisi ise Afrika'daki veya başka bölgelerdeki beden pratiklerini yalnızca “vahşilik” olarak görmek.
Tarih araştırmaları, kimliklerin ve “kabile” kategorilerinin bile sömürge döneminde yeniden tanımlanabildiğini gösteriyor. Paul Nugent'ın Batı Afrika üzerine çalışması, sömürge yönetimlerinin daha önce değişken ve karmaşık olan topluluk kimliklerini sabit ve doğal kategoriler olarak sunmasındaki rolünü tartışıyor.
Bu nedenle bugün bir topluluğun beden işaretlerine baktığımızda “Bu insanların kültürü böyle” demek yerine “Bu kimlik hangi tarihsel süreçlerde oluştu ve bu işaret ne zaman, kim tarafından, hangi anlamla yorumlandı?” sorusunu sormak daha sağlıklı.
Üstelik bedenin ırksallaştırılması yalnızca geçmişe ait bir mesele değil. Sömürge döneminde Avrupa tıbbı ve yönetim sistemleri, Afrikalı bedenlerini farklı biçimlerde sınıflandırdı ve kontrol etti. Tarihçi Florence Bernault'nun çalışması, sömürgecilik döneminde bedenin siyasi güç, toplumsal düzen ve sömürge iktidarıyla nasıl ilişkilendirildiğini gösteriyor.
Sınıf meselesi: Aynı tercih herkes için gerçekten aynı mı?
Bir başka önemli boyut sınıf.
Bugün beden modifikasyonlarını yalnızca “kişisel özgürlük” olarak görmek cazip gelebilir. Fakat kişinin ekonomik ve sosyal konumu, bedenine ilişkin tercihlerini ve bu tercihin sonuçlarını etkileyebilir.
Varlıklı bir kişinin yaptığı sıra dışı beden modifikasyonu “özgünlük” veya “sanatsal ifade” olarak görülürken, yoksul veya marjinalleştirilmiş bir kişinin bedenindeki izler “bakımsızlık”, “tehlikelilik” veya “uygunsuzluk” şeklinde yorumlanabilir.
Bu durum, bedenin kendisinden çok onu değerlendiren toplum hakkında bir şey söyler.
Tarihsel olarak da beden işaretleri sınıf ve güç ilişkilerinden bağımsız değildi. Bazı örneklerde işaretler topluluğa aidiyet sağlayabilirken, bazı durumlarda köleleştirilmiş insanların bedenlerini kontrol etmenin aracı olmuştur. Bu nedenle aynı fiziksel iz, farklı sosyal konumlarda yaşayan insanlar için tamamen farklı anlamlar taşıyabilir.
Sierra Leone'nin tarihine ilişkin sosyal tarih araştırmaları da sömürge toplumlarında ekonomik statü, meslek ve grup aidiyeti arasındaki ilişkilerin karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
Gelenek mi, baskı mı, özgür seçim mi?
Bence tartışmanın en zor noktası burada.
Bir uygulamanın geleneksel olması onu otomatik olarak doğru yapmaz. Fakat geleneksel olması onu otomatik olarak anlamsız da yapmaz.
Özgür seçim ile sosyal baskı arasında da her zaman kalın bir çizgi bulunmaz. İnsanlar kararlarını ailelerinden, arkadaşlarından, dini çevrelerinden, ekonomik koşullarından ve toplumdaki kabul ölçütlerinden bağımsız olarak vermezler.
Örneğin bir kişi “Ben bunu kendim istiyorum” diyebilir ve gerçekten de bunu kendi kimliğinin bir parçası olarak görebilir. Buna saygı duymak gerekir. Fakat çocukların veya karar verme kapasitesi olmayan kişilerin bedenlerine geri dönüşü zor zararların uygulanması aynı şekilde “kişisel tercih” olarak değerlendirilemez.
Buradaki temel soru belki de şudur:
Bir beden üzerinde yapılan uygulamanın gerçekten özgür bir tercih olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Dağlama konusunda bugün ne yapılmalı?
Öncelikle romantikleştirmeden ve şeytanlaştırmadan konuşmak gerekiyor.
Tarihsel dağlama uygulamalarını araştırmak isteyenler için antropoloji, tarih ve toplumsal cinsiyet çalışmaları önemli kaynaklar sunuyor. Günümüzde beden modifikasyonu düşünülüyorsa ise kişinin kendi bedenini bilinçli biçimde değerlendirmesi, geri dönüşsüz sonuçları hesaba katması ve özellikle yanık, enfeksiyon ve kalıcı yara izi gibi tıbbi riskleri küçümsememesi gerekiyor.
Evde ateş, kesici alet veya doğaçlama yöntemlerle dağlama yapılması güvenli bir “kendin yap” projesi değildir. Bedende kalıcı hasar oluşturabilecek uygulamalarda internetten alınan teknik tariflere güvenmek yerine sağlık açısından güvenilir profesyonel danışmanlık almak çok daha doğru bir yaklaşım olur.
Forum için asıl tartışma burada başlıyor
Dağlama hakkında konuşurken aslında bedenin kime ait olduğunu, toplumun bireyin bedeni üzerinde ne kadar söz sahibi olması gerektiğini ve “gelenek” dediğimiz şeyin nasıl oluştuğunu tartışıyoruz.
Sizce bir beden işaretini kültürel kimlik olarak görmek ile [i>toplumsal baskının sonucu olarak görmek arasında nasıl ayrım yapılabilir?
Bir kadın, çevresindeki sosyal beklentilerden etkilenerek aldığı bir kararı yine de tamamen kendi kararı olarak değerlendirebilir mi?
Erkeklerin bu tür toplumsal normların değiştirilmesindeki sorumluluğu sizce nerede başlamalı?
Irk ve sömürgecilik geçmişinin, Afrika ve diğer toplumların beden pratiklerine bugün nasıl baktığımızı etkilediğini düşünüyor musunuz?
Aynı bedensel iz, farklı ekonomik sınıflardan insanlarda neden farklı biçimde değerlendiriliyor?
Ve belki de en temel soru: Bir geleneği eleştirirken o geleneğin içindeki insanları küçümsemeden bunu nasıl başarabiliriz?
Bence dağlama tartışmasını değerli kılan tam olarak bu sorular. Çünkü konu yalnızca deride kalan bir iz değil; kimlik, güç, cinsiyet, sınıf, ırk, tarih ve kişinin kendi bedeni üzerindeki söz hakkıyla ilgili.
Kaynaklar ve deneyim notu
Bu yazıda kişisel dağlama deneyimi aktarılmamıştır; böyle bir deneyimim yok. Değerlendirme, özellikle UNICEF'in kadın sünneti ve sosyal normlar konusundaki araştırmaları ile Cambridge University Press tarafından yayımlanan tarih ve antropoloji çalışmalarına dayanmaktadır. Kaynaklarda yer alan tarihsel örnekler belirli topluluklara ve dönemlere aittir; bunların bütün kadınlara, erkeklere, Afrikalılara veya herhangi bir sosyal sınıfa genellenmesi doğru değildir.
Kaynaklar: UNICEF Data ve UNICEF'in sosyal normlar araştırmaları; Olatunji Ojo, “Beyond Diversity: Women, Scarification, and Yoruba Identity”, History in Africa; Florence Bernault, “Body, Power and Sacrifice in Equatorial Africa”, The Journal of African History; Emery M. Kalema, “Scars, Marked Bodies, and Suffering: The Mulele ‘Rebellion’ in Postcolonial Congo”, The Journal of African History; Paul Nugent, “Putting the History Back into Ethnicity”, Comparative Studies in Society and History.
Kaynakları metinle tek tek eşleştir
“Dağlama” ile “skarifikasyon”u net ayır